TMS 36 VARLIKLARDA DEĞER Düşüklüğü (1. Bölüm)

Güncelleme tarihi: 24 Ağu 2019

Muhasebe standartları, ihtiyatlılık kavramı gereğince varlıkların değerinden daha yüksek bir şekilde raporlanmasını istememektedir. Bu sebeple 36 nolu muhasebe standardı bu hususta bize yol göstermektedir. Ancak varlıklarda değer düşüklüğü standardı aşağıda sıralananların dışında kalan varlıklara uygulanabilir;

  • TMS 2 Stoklar,

  • TFRS 15 uyarınca tablolara alınan varlıklar,

  • Ertelenmiş Vergi Varlıkları,

  • Çalışanlara sağlanan faydalar kapsamında varlıklar (ki genellikle ülkemizde böyle bir Plan Varlıkları muhasebeleştirilmediği için çok önemli değil)

  • Standartta bahsedilenler dışında tüm TFRS 9 uyarınca muhasebeleştirilen finansal varlıklar,

  • TFRS 5 uyarınca satış amaçlı elde tutulan olarak sınıflandırılan maddi duran varlıklar.

Standart basitçe varlığın net defter değeri ile geri kazanılabilir tutardan düşük olanı ile değerlenir demektedir. Yani geri kazanılabilir tutar eğer net defter değerinden düşük ise değer düşüklüğü vardır ve düzeltme yapılması gerekir.


Peki geri kazanılabilir tutar nasıl bulunur?

Geri kazanılabilir tutar da varlığın veya nakit yaratan birimin satış maliyetleri düşülmüş gerçeğe uygun değeri ile kullanım değerini karşılaştırarak hangisi yüksek ise odur.

Bir şekilde satış maliyeti düşülmüş gerçeğe uygun değer ya bir yerlerden araştırılıp bulunabilir ya da bulunamaz. Sonuçta önemli olan kullanım değerini hesaplamak olarak karşımıza çıkar.


DEĞER DÜŞÜKLÜĞÜ TESTİ İÇİN KULLANIM DEĞERİNİ HESAPLARKEN NAKİT AKIŞ PROJEKSİYONLARINI NASIL BULACAĞIZ?

Değer düşüklüğü testi hem TMS 36 ile Tam Set, hem de BOBİ-FRS açısından mesleki yargının kullanıldığı en önemli alanlardan biridir.


Değer düşüklüğü testi, tahmin etme, mesleki yargı ile karar varma, değerlendirme ve öngörü gibi unsurlar içerir. Çoğu zamanda aslına bakarsanız biraz falcı gibi geleceği öngörmeye benzer.


İşletmelerin çoğuna baktığınızda özellikle varlıklarının önemli bir kısmının değer düşüklüğü testi yapılmasına ihtiyaç duyulacağını söyleyebiliriz. Aslında genel kanı işletme faaliyetlerini sürdürüyor ve de belirli bir faaliyet karı ortaya çıkıyorsa, varlıklarında değer düşüklüğünden bahsedilmemesi gerektiği düşünülebilir. Oysaki varsayımlar ve rakamlar bize farklı sonuçlar vermektedir.


Sıklıkla işletmelerin yöneticilerine sorduğumuzda, gelecekle ilgili gerçekçi olmayan varsayımlar, doğru hesaplanmamış iskonto oranları ve nakit akış projeksiyonlarına yanlış dahil edilen tutarları görebiliyoruz. Doğal olarak bu şekilde hesaplanan, geri kazanılabilir tutarın tespitinde işimize yarayacak olan kullanım değeri yanlış hesaplanmaktadır.


Neden Nakit Akış Projeksiyonu?

İki nedenden dolayı nakit akış projeksiyonları değer düşüklüğü testi için hayati önem taşımaktadır:


1- Bir varlığın ya da nakit yaratan birimin kullanım değerini belirlemek için baz oluşturur.


Kullanım değerini belirlerken, işletmenin varlığı kullanımı veya tüketimi karşılığında ne kadar değer elde ettiğini tahmin ederiz.


2- Yeterli piyasa verisi olmadığında (ki genelde piyasa verisine ulaşmak pek mümkün olmaz.) nakit akış tahminleri gerçeğe uygun değer hesaplamasında temel olarak baz alınır.


Burada kullanım değerinden farkı, söz konusu işletme varlığına veya nakit yaratan birimine piyasada para ödemeye istekli olunduğu baz alınarak nakit akışlarını tahmin ederiz.


Standartta kural nedir?

TMS 36’da 33. paragrafta değer düşüklüğü testi için nakit akış projeksiyonları belirlenirken uyulması gereken kurallardan behsedilmiştir:


  • Nakit akış projeksiyonlarına baz olarak mantıklı ve desteklenebilir varsayımlar kullanılmalıdır. İşletme dışı kanıtlara daha fazla önem verilirken, işletme yönetimi söz konusu varlığın kalan faydalı ömrü süresince ekonomik koşullara ilişkin tahminleri de yansıtması gerekir.

  • Aşağıdaki durumlarda, işletme yönetimi tarafından onaylanmış olan en güncel bütçe ve finansal tahminler kullanılmalıdır:

  1. Gelecekte gerçekleştirilecek varlığın yeniden yapılandırma, iyileştirme veya performans artırım çalışmaları neticesinde ortaya çıkacak nakit akışları varsa, projeksiyona dahil edilmez.

  2. Projeksiyon dönemi, eğer daha uzun bir süreye ilişkin haklı gerekçe olmadığı sürece, en fazla 5 yıl olmalıdır.

Nakit Akış Projeksiyonlarını Nasıl Belirleriz?

Nakit akış projeksiyonlarını hazırlamadaki ana unsur ortak akıldır.


Örnek vermek gerekirse; başarılı bir start-up kurdunuz ve iş fikriniz yenilikçi teknolojiye sahip bir cihaz geliştirdiniz.


Satışlarınız son 3 yıldır %200 artmış. Nakit yaratan birim değer düşüklüğü testi yapıyorsunuz ve nakit akış projeksiyonunuzda gelecek 5 yıl için yıllık büyüme oranını %200 belirlediniz.


Bunu geçmiş 3 yılda yaptınız, neden gelecek 5 yılda başarmayasınız?


Yılın sonunda vardığınız satış rakamına göre geliştirdiğiniz cihazı neredeyse tüm dünyada herkese sattığınız gibi bir sayıya denk gelmiş olacak. Bu sizce mantıklı mı? Elbette değil?


Tabi ki geçmiş performans ve trendlerden faydalanacağız, ancak gelecek tahminlerimizde de öngörülerimiz mantıklı ve desteklenebilir olmalıdır.


Bunu yapmak için birkaç ipucu vermek gerekirse:

  • Yönetim tarafından onaylanmış bütçe ve tahminleri kullanın.

  • İşletme dışından elde edilen bilgilere çok önem verin.

Sektörel raporlar, değerleme uzmanlarının raporları, ekonomiye ilişkin tahminler vb. bilgileri göz önünde bulundurun. Ve bu bilgilerle olabildiğince tutarlı olmaya çalışın.

  • Her zaman piyasa verisi tahminlerinizi gözden geçirin. Örneğin büyüme oranı tahmininizde enflasyon beklentisi, işsizlik oranları gibi verileri dikkate aldınız mı?

Nakit Akış Projeksiyonlarına Neler Dahil Edilmeli ve Neler Hariç Tutulmalı?

TMS 36, 39. paragrafta nakit akış projeksiyonlarında temel 3 unsurun yer alması gerektiğini söyler:


  1. Varlığın kullanımı süresince elde edilecek nakit akışları. Esas olarak sadece söz konusu varlık ve nakit yaratan birim tarafından yaratılan hasılattan elde edilen nakitleri içerir.

  2. Varlığın kullanımı ile nakit girişlerini elde etmek için gerekli, varlıkla direkt olarak ilişkilendirilebilen veya dolaylı olarak mantıklı ve tutarlı bir şekilde dağıtılarak varlığa yüklenebilen nakit çıkışları. Bu noktada projeksiyona üretim maliyetleri ve genel üretim giderleri, bakım ve hizmet giderleri gibi kalemleri dahil edebilirsiniz.

  3. Varlığın faydalı ömrü sonunda elden çıkarma neticesinde sağlanacak nakit akışları.

Belirli kalemleri nakit akış projeksiyonuna dahil etme veya etmeme hususunda karar verirken ortaya çıkan birtakım zorluklar mevcuttur.


Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse:


Bakım Gideri mi? Geliştirme Gideri mi?

Bakım giderlerini nakit akış projeksiyonuna dahil ederken, söz konusu nakit akışlarının sadece mevcut durumdaki varlık veya nakit yaratan birimlere ait kalemleri içerdiğini dikkat etmeniz gerekir.


Dolayısıyla, geliştirmek veya varlığın performansını artırmak için katlanılan nakit çıkışlarını içermemesi gerektiği gibi aynı zamanda artan performans neticesinde elde edilecek nakit girişlerini de içermemelidir.


Yatırım harcamalarını hesaba katmayın fakat varlığın kapasitesine korumak için katlanılan yenileme ve servis giderlerini nakit akışlarına dahil edin.


Ancak bazen, bakım ve geliştirme giderleri arasında ayrım yapmak çok zor olabilir. Böyle durumlar da mesleki yargınızla bir karara varmanız gerekir.


Yatırım harcamalarını nakit akış projeksiyonuna dahil etmenize izin veren iki istisna vardır:


  1. Yapılmakta olan Yatırım: Eğer henüz varlık kullanıma veya satışa hazır hale gelmediyse, hazır hale gelmesi için gerekli beklenen tüm nakit çıkışları projeksiyona dahil edilmelidir (TMS 36, paragraf 42).

  2. Yeniden Yapılandırma: Eğer nakit akış projeksiyonu yaptığınız işletme, TMS 37 Karşılıklar, Koşullu Borçlar ve Koşullu Varlıklar standardında da bahsedildiği gibi yeniden yapılandırmaya karar verirse, projeksiyona yeniden yapılandırmayla ilgili katlanılacak nakit çıkışlarını dahil edebilirsiniz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, yeniden yapılandırma yapılacağına karar verirken TMS 37’de belirtilen şartlara uygun olduğuna bakmak gerekir.


Yabancı Para Cinsinden Nakit Akışları

Eğer değer düşüklüğü testi yapacağınız varlık veya nakit yaratan birimin nakit akışları dövize endeksli ise ne yazık ki bu noktada çok karmaşık bir sorununuz var demektir.


Aslında bu çok karşılaşılan bir durumdur. Bazı şirketler ürünleri yurtiçinde üretip ihraç ederek nakit girişlerini yabancı para cinsinden elde ediyor olabileceği gibi üretim girdilerinde de önemli bir kısmı ithalata bağlı ise doğal olarak projeksiyonda nakit çıkışlarında da yabancı para etkisi olacaktır.


Bazen de aynı şirket yabancı ülkelere satışını hem Amerikan doları hem Euro hem de İngiliz sterlini üzerinden yapıyor olabilir.


Bu durumda 3 farklı yabancı para cinsinden nakit akışlarını Türk lirası bazında yapacağımız projeksiyonlara nasıl dahil edeceğiz?


Kısaca anlatmaya çalışayım:


1. Adım: Nakit girişlerini işlem para biriminden tahmin edin ve tahmin edilen hasılatı fonksiyonel para birimine çevirmeyin.


Burada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta; söz konusu yabancı para cinsinden nakit akışlarını tahmin ederken, o para birimine uygun büyüme oranı ve enflasyon oranını göz önünde bulundurmalısınız. Çoğu zaman bu durum gözden kaçırılıp, büyüme oranları Türkiye’nin enflasyon ve büyüme beklentisine göre yapılıyor.


2. Uygun bir iskonto oranı kullanın. Malum Amerika’daki ekonomik ortamın Avrupa’dan ve de İngiltere’den farklı olacağını düşünerek iskonto oranını ona göre mantıklı bir şekilde hesaplamaya çalışın.